Gönderen: koraytaylan | 20 Jun 2009

iPhone İnternet Paylaşımı ve ADSL

iPhone İnternet TetheringUzun bekleyişin ve tonla spekülasyonun ardından eksikliğinden çokça yakınılan önemli özelliklerin hatrı sayılır bir kısmıyla 17 haziran 2009′da nihayet kullanıcıya sunulan iPhone işletim sisteminin 3.0 versiyonunda beni en çok heyecanlandıran yenilik; “internet tethering” yani telefonun bir modem olarak bilgisayarda kullanımı hadisesiydi.

Bundan yıllar yıllar önce renkli ekranlı telefonların yeni yeni standartlaştığı zamanlarda yine paraya kıyıp satın aldığım, o dönemin pek fiyakalı telefonlarından biri olan Nokia 7210‘da muhtemelen pek kimse bilmese ve ihtiyaç duymasa da mevcut olan modem özelliği, kablosuz internet bir kenara Türkiye’de ADSL’in emekleme dönemlerine rast gelen o günlerde mucize gibi bir şeydi.

Tethering benim gibi teknoloji meraklısı insanların yıllar öncesinden aşina olduğu bir durumken “o bir telefon değil çok daha fazlası”, “yeni nesil iletişim aracı” vs. gibi şatafatlı sloganlarla sunulan iPhone’da bu özelliğin bulunmaması ve piyasaya çıkışından 2 yıl sonra ancak eklenmesi, hakkında en çok eleştirebileceğim konulardan bir tanesidir.

Tabi internetin sosyal yaşamdaki yerinin o günlerdeki haliyle bugünkü durumunun kıyaslanamayacağı gibi Apple’ın telefon operatörleriyle gizli kapaklı politik ilişkileri falan da epey derin konular, hiç girmeyip sadede geleceğim.

Neyse, dün bir heyecan internet paylaşımını denedim laptopumda. Bluetooth ile bağlamayı beceremesem de usb ile sorunsuz şekilde edge bağlantımı bilgisayarımla paylaştırdım. Çok şaşırtıcı bi şekilde beklediğimin aksine yeterince hızlı buldum bağlantıyı. Gözlerim parladı, yüzümde güller açtı hatta. Amerika’da AT&T firmasının servis olarak yasakladığı tethering için Turkcell’in şimdilik herhangi bir kısıtlaması yok anladığım kadarıyla(tahtaya vuralım). Turkcell’in 3G hizmetini de 30 temmuz itibariyle hizmete sunacağı konuşuluyor net alemlerinde. Şu anki haliyle hiç şikayetçi olmadığım tethering hızı 3g ile ne olur düşününce bile pek keyifleniyorum.

Velhasılı diyorum ki nasılsa sadece akşamdan akşama uğradığım evimde, -kota olayına kıl olduğumdan sınırsız alınmış- adsl aboneliğim var. Yanında da hiç kullanmadığım halde her ay abonelik ücreti ödediğim sabit hattım. İkisini de iptal ettireyim, sevineyim, mutlu olayım! Bir aksilik çıkmazsa bir kaç gün daha bekleyip şu tethering olayından iyice emin olduktan sonra koşa koşa telekoma gidip adsl ve telefon hesabımı kapatacağım…

Gönderen: koraytaylan | 11 Jun 2009

Blame Drew’s Cancer

Blame Drew's Cancer

Blame Drew's Cancer

Bazı insanları başlarına gelen kötü şeylerle tanırsınız ya, işte Drew Olanoff da böyle biri. Her şey yolunda giderken bir gün kansere yakalandığını öğreniveriyor.

Sadece ben mi böyle denk geliyorum bilmiyorum, kansere yakalandığını öğrendiğim insanların çoğunu gençler oluşturuyor artık. Hatta öyle bildik bir şey haline geldi ki üzülüyoruz ama yadırgamıyoruz bile çünkü etrafımızda kansere yakalanan bir yakınımız, tanıdığımız muhakkak var hepimizin.

Bu hikayeyi sayfama taşıyan şeyse kabuğuna çekilmek yerine Drew’un başına gelen bu durumla başetme tarzı. İnsanın doğasıyla alakalı olarak hoşlanmadığımız şeyler için kendimizden başka bir suçlu bulduğumuzda hep daha rahat ederiz ya, Drew da kendinden başlayarak, hastalığını; hayatta ters giden her şey için tüm suçu üstüne yıkabileceğiniz bir şey olarak sunuyor dünyaya.

İster sevin ister nefret edin bugün milyonlarca insan tarafından (ki biri de benim) kullanılan Twitter sitesinde 140 karaktere sığdırdığınız durum iletinize #BlameDrewsCancer etiketini ekleyerek yazdığınız tüm aksilikler Blame Drew’s Cancer web sitesinde toplanıyor.

Neticede bi insanın hayatına gelip dayanan bir konuya yaratıcı bir fikir olarak bakmak doğru mudur karar veremiyorum ama sırf bununla dalga geçmeyi başardığı için bile kendisini takdir ediyorum. Dilerim başlattığı bu hareket kanserinin suçlandığı onca şey arasında onu unutmasına yardımcı olur da hastalığını atlatır.

Gönderen: koraytaylan | 09 Jun 2009

google

Google

Google

Google’ın internet üzerinde gün geçtikçe giderek daha değerli hale gelen, bilgiye ulaşma ve depolama teknolojilerindeki yıllar süren popülaritesini ve üstünlüğünü tartışmak sanıyorum ki anlamsız olur.

Kendi küçüklüğümüzde uyduruk bir dönem ödevini hazırlayabilmek için bile gazetelerin o zamanlar yüzlerce kupon karşılığında dağıttığı saman kağıda basılı ve muhakkak acayip isimli fasikülleri saatlerce alt üst etmek gerektiğini hatırlayınca; şimdi en akla gelmeyecek uç bucak şeylere dahi bir iki anahtar kelimeyle ulaşabilmek gerçekten müthiş güzellikte bir şey.

İyi hoş “amme hizmeti” ne arasak buluyoruz da peki bunun Google’a ne faydası var? Sorusunun cevabıysa belki çoğumuz için ilk etapta bulanık görünebilir.

Haftanın yedi günü, günün yirmi dört saati, hiç durmadan dünyanın hemen her bir yanından sayısız insan google’ın o basit kutucuğuna o an ne aradığını yazıyor. Düşünün ki dünyada hatrı sayılır miktarda insanın ülke ülke, hatta şehir şehir ve hatta abartalım saat saat, ne aradığını, ne istediğini biliyorsunuz. Arz talep dengesi ticaretin temelini oluşturur ve bu dengeyi hizmet sunan yani arzı yaratan için karlı kılma unsurlarından belki de en önemlisi talebin nabzını tutabilmek, doğru arzı yaratabilmek olsa gerek. Böyle bir bilgiye kimse paha biçemez.

İşte Google’ı bir fikirden 10 yıl gibi kısa bir sürede sayısız rakibinin arasından sıyrılıp onlarca sektöre el atmış dünyanın en değerli şirketlerinden biri haline getiren sihir budur.

Gönderen: koraytaylan | 09 Jun 2009

öğlemesine

Öğlenleri genellikle gittiğim kafenin zarif bayanlardan oluşan garsonları sap sap tiplerle değiştirilince pek beğendiğim nezih ortam, ambians uçmuş sıradan bi esnaf lokantasına dönüşmüş.

Dizilerde beğendiğim hatunlar muhakkak öldürülür ona aşinayız artık ya bu kez gerçek hayatta da işlerinden olmalarına kozmik bi şekilde sebep olmuşum gibi hissediyorum :P

Gönderen: koraytaylan | 03 Jun 2009

taa o zamana kadar…

Otobüste yer verme mevzu bahsinden dem vuran büyükler hep der ya, “Ayıp ya siz de bir gün yaşlanacaksınız.” diye; her seferinde içimden “Ben yaşlanınca otobüse binmeyeceğim ki, asıl sana ayıp taa o zamana hiç bi şey yapamasak 4 teker bi araba alamayacaksak zaten ölelim.” diye geçirip yaramaz veletler gibi sırıtıyorum şu an yaptığım gibi :)

Gönderen: koraytaylan | 19 May 2009

tılsımını kaybetmiş

Bi süredir uzak kaldım yine kendi sayfama. Geçenlerde domainin yıllık ödemesi gelince hatırladım burayı işin komik yanı. O günden beri de ara ara aklıma geldikçe ne yazacağımı düşünüp, sonra da önce kendime enteresan gelen bir şeyler bulamayınca hep sonraya erteliyorum.

Bazen oturup akar düşünce formatında sayfalarca yazdığım oluyor. Zaman sonra gözüme iliştiğinde okurken, yarattığım kaostan kendim bunalıyorum. Burada da aynı manzarayı görmek istemiyorum. Bu yüzden kendimce kılı kırk yarıyorum bir şeyler yazmadan önce. Kılı kırk yarmış halin bu mu diyen çıkarsa diye koydum “kendimce” yi bu arada.

Eskiden ne kadar çok anlatırsam o kadar iyi anlaşılacağım fikrine sıkı sıkıya bağlıyken; işin aslının böyle olmadığını yeni yeni öğreniyorum. Ya da daha doğrusu kabulleniyorum.

Her hayal kırıklığından bir şeyler öğrenildiği ya da öğrenilmesi gerektiği gerçeğineyse ağzımda hep aynı tadı bıraktığı için olmalı, uzunca bir süre daha inatla itiraz edeceğim sanırım.

Böyle sentimental çiziktirmelerimin sonunu da sevdiğim şarkılarla bitireyim diye bir fikir geldi aklıma. Hem başlık düşünürken de epey yardımı oluyor. Hatta ilk örneği de şöyle olsun,

eğer bir masal perisi
girerse rüyalarına
öldü dersin gül güzeli
tılsımını kaybetmiş…

Gönderen: koraytaylan | 17 Apr 2009

kor bir ay

bir küçük resim yarattım ben, senle doldurduğum
kamaştığım varlığın sinsi, girdi koynuma

aç, gözün açık olsun bu kez yakala resmimi
indirdim yetişkinliğimi oyun alanına
şu ay kor olur bakmasam, yansıtan tek gecemi
mutsuzum yine bozdurmuşken hayalimi

bir küçük hayat resmidir ya avucumda büyüttüğüm
sen dönüp kaçarken bile, kanar ellerim…

Gönderen: koraytaylan | 10 Apr 2009

bir garip rüya

Rüyalarımı hep unuturum ama bu seferki çok acayip unutmadan bir an önce yazmak istedim. Dün gece rüyamda, ofiste çalışırken eski işyerindeki arkadaşım arıyor, bana bir paket geldiğini söylüyor. Bir site vardı hani hala duruyor mu bilmiyorum, “strawberry” li bir şeydi adresi. Yurt dışından çok daha ucuza parfüm falan sipariş ediliyordu. Hakikaten geçen yaz bi dönem oradan bir şeyler almayı düşünüp sonra vazgeçmiştim. İşte göya o zaman ben onları almışım da o sıra çalıştığım ofisin adresini vermişim de aylar sonra anca geliyormuş da falan böyle uyandım ya pes daha neler dedim bilinçaltına bak nereden nereye ne alaka ki şimdi…

Gönderen: koraytaylan | 23 Mar 2009

üç nokta

koraytaylan

şizofren biyografisinin hasta ruhlu kahramanı hesabı sanki hepsi hayalmiş, hiç olmamış gibi davrandığım,

koparıp attığım, ve atmaya kıyamadıklarımı küçük karton bi kutuya doldurduğum, hatırlamaktan kendim bile yorulduğum, artık söylemeyip sustuğum, yine de bende kalanları hep güzel kokan anılarım,

bir sonbahar gecesiydi, şehrin en kalabalık meydanında, tanıdığı en büyük acı yere vurduğu kanayan dizlerinden ibaret küçük bi çocuk gibi, utanmadan, sesli sesli ağladım.

şimdi çoğunu unuttuğum keşkelerim, mektup sonlarının işgüzar sevgi sözleriydi üç nokta yerine alışkanlıktan…

Gönderen: koraytaylan | 22 Mar 2009

yağmur yağmıyor bugün

sabah

Günler sonra ilk defa mavi gökyüzü görünüyor penceremden. Sırf sembolik değil hakikaten öyle. Yağmur yağmıyor bugün. Hatta ezel evvel adını hiç merak etmediğim ama sesi hep tanıdık o kuşun cıvıltısı bile var bahçemde bu sabah. Eskiden severdim yağmuru şimdilerde dizlerim üşüyor, yağmur yağdığında buz kesiyor ellerim. Neyse geçti hepsi hava açık bugün. Erken yatıp erken de kalktım. Hatta güzel de bi rüya gördüm. Contact filmini hatırladım. Işık topunun içinde geçirdiğim onca zaman, kimse görmedi bir tek ben, göz açıp kapayıncaya kadar geçti. Hiç bir şey değişmedi, şimdi güne kaldığım yerden devam etme vakti.

Demişim 7ocak sabahı saat 8buçukta. Fotoğraf da seçip eklemişim üzerine üşenmeyip. Sonra vazgeçip yayınlamamışım. Hatırlıyorum sebebini ve hala da komik geliyor, gülümsüyorum şimdi. Alışkanlıkları unutmak için 14 gün gerekmiş dün duydum, duymazdan geldim. Zamanlama konusunda pek isabetli değilimdir hakikaten.

Eski Gönderiler »

Kategoriler