buraya kendi yazdıklarımı düşününce, seni hiç tanımayan birilerinin ne yaptığını, ne yaşadığını bilmesinin herhangi bir anlamı yok aslında. çünkü kavgalar, ayrılıklar, aşklar, doğumlar, ölümler herkes üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri yaşıyor zaten. ama bütün bunlar olurken insanın ne hissettiğini anlatabilmesinin büyük anlamı var. ki insanda başka bir insanı şaşırtabilen şey bilakis bu his farkı zaten. ilk başta kendin, ifade edebildiğince değerini, önemini kavrayabilirsin çünkü hissettiklerinin.
yüz yüzeyken herhangi birine anlatma gereği duymadığım ve kafamda akıp duran onca şeyi yazıp karşısına geçtiğimde kafamı meşgul eden şeylere karşı önce kendi bakış açım değişiyor. belki de insanın hayatı anlaması kendini anlayabildiği kadarıyla mümkün gerçekten.
aslında “hayat”ı anlamak gibi de bir derdim yok üstelik vakit harcamak için kendi hayatımla ilgili bir sürü daha önemli detay varken. ama günün birinde 45 yaşında mutsuz bir adam olarak uyanırsam eğer; suçu kader vs. gibi soyut şeylere atarak avunmak zorunda kalmamam için, en azından hayatın benimle ilgili kısımlarına hakim olmak zorunda hissediyorum kendimi.