düşününce

buraya kendi yazdıklarımı düşününce, seni hiç tanımayan birilerinin ne yaptığını, ne yaşadığını bilmesinin herhangi bir anlamı yok aslında. çünkü kavgalar, ayrılıklar, aşklar, doğumlar, ölümler herkes üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri yaşıyor zaten. ama bütün bunlar olurken insanın ne hissettiğini anlatabilmesinin büyük anlamı var. ki insanda başka bir insanı şaşırtabilen şey bilakis bu his farkı zaten. ilk başta kendin, ifade edebildiğince değerini, önemini kavrayabilirsin çünkü hissettiklerinin.

yüz yüzeyken herhangi birine anlatma gereği duymadığım ve kafamda akıp duran onca şeyi yazıp karşısına geçtiğimde kafamı meşgul eden şeylere karşı önce kendi bakış açım değişiyor. belki de insanın hayatı anlaması kendini anlayabildiği kadarıyla mümkün gerçekten.

aslında “hayat”ı anlamak gibi de bir derdim yok üstelik vakit harcamak için kendi hayatımla ilgili bir sürü daha önemli detay varken. ama günün birinde 45 yaşında mutsuz bir adam olarak uyanırsam eğer; suçu kader vs. gibi soyut şeylere atarak avunmak zorunda kalmamam için, en azından hayatın benimle ilgili kısımlarına hakim olmak zorunda hissediyorum kendimi.

sıvı kaka

bi keresinde bi çocukla tanışmıştım. epeyi sene geçti üzerinden şimdi adını bırak yüzünü bile tam hatırlayamıyorum.

çocuk kreşte çalışıyordu. bebeklerin altını temizlemek idi görevi. bi kreşte bi sürü bebek olduğundan bi sürü bebek sürekli kaka yaptığından akşama kadar bebek boku temizlediğini anlatmıştı.

dinlerken bi kaç kişiydik tiksinmiyor musun diye sormuştuk. başta çok midem kalktı ama alıştım sonra demişti. sabahtan akşama kadar bok temizleme sohbeti üzerine istemdışı takındığımız acımaklı tavrımıza karşılık ekmek parası hem alın teri, onuruyla kazanılan paranın pisi olmaz filan diye de edebiyat çekmişti bize. heyt be deliyürek falan zamanları daha çok delikanlı vardı memlekette.

neyse bunları konuşurken elinde çikolata soslu sundae vardı. uzunca bi zaman sundaenin üzerinde çikolata sosu görünce sıvı kakaya benzetmiştim.

çok saçma evet de şuraya bağlayacaktım, geçen haftasonu evde yemek yiyorum televizyon açık, bi bebek bezi reklamı oynuyor, dış ses diyor ki “bıt bıt bıt gözenekleriyle sıvı kakayı bile emer” !? nerdeyse tükürüyordum ağzımdakini. iyi emsin de şimdi böyle insanın kafasına sokmaya ne gerek var ki bunu.

ne boktan bi anektot oldu bu böyle.

salla

eski yazdığım çoğu şeyi yine sildim. sonradan sildiğime pişman oluyorum bazen ama okurken de yazdığıma pişman oldum şimdi çoğu için. salla.

ne kadar gizlemeye çalışsam da alt tarafı basit bi şeyden bahsedecekken bile kırk dereden su getirip, ağdalı sözlerle boğup, sonradan ne dediğimi kendim bile anlayamayacağım şekillere sokuyorum. yaparken matah bir şeymiş gibi bundan bir de keyif alıyorum. oysa sadelikten hoşlandığımı falan söylerim. sanırım yine aynısını yaptım. salla.

neyse ses etmeyeceğim bu aralar kendimle fazla iteleşmiyorum.

hep aynı cümleleri kullanıyorum biliyorum. en çok da bişeyleri gizemli bişeylere benzetme çabası içindeyken sürekli “gibi” kelimesini kullanmışım.

neyse dedim ya ses etmeyeceğim kendime.

bu aralar daha az gazete daha çok kitap okuyorum.

ne yaptığımı bilmenize ne gerek var bilmiyorum. uzunca zaman sonra dönüp okuyunca bir zamanlar güzel şeyler yazmış olmak hissi hoşuma gidiyor.

genelde bunalım şeyler yazıyorum farkındayım. yine uzunca zaman sonra okurken bu bunalım şeyler için kendimle alay ediyorum. bu kendimi geçmişten daha güçlü hissettiriyor. evet güçlü olmayı seviyorum. güçlü olamadığım anlarda -ki bu aslında güçlü olmadığım anlamına gelir- güçlü görünmek adına sonradan kendime kızdığım saçmasapan şeyler yapıyorum.

ve aşka -artık- inanmıyorum. hayatın insana birkaç şans tanıdığını ama o sıralar bunu farkedecek olgunlukta olmadığın için ıskaladığını düşünüyorum. hepsi bu.

her mesaj kaygılı hikayeden insanın hayatta hep elindekiyle yetinmek zorunda olduğu ya da buna alışması gerektiği anafikrinin çıkmasına çok sinirleniyorum.

eskiden kendimi akıllı herkesi aptal sanırdım. herkesin hala aptal olduğunu düşünüyorum ama en azından akıllı olmadığımı da görebiliyorum artık. ne yazık ki insanın kendini bilmesi kendisini iyi yönde motive etmiyor. zaten insan kendi kendini niye motive etsin ki?

en çok ihtiyacım olan şeyse diye başlayıp cümleye neyle devam edeyim şaşırdım şimdi birden. neyse salla.