kötü anılar ve sert çizgiler

bu akşam diğer her iş gününde olduğu gibi saat 6′da bitti mesaim. çıkmayacak mısın diye sordu bi arkadaşım. evet dedim ama bi taraftan da çıkınca ne yapacaktım ki o geldi aklıma. eve giderim heralde diye düşündüm. ay sonu olmasından kelli pek param da yok zaten gezip tozucak dedim içimden. evde yapılacak işler vardı her zamanki gibi, e bilgisayarda yapacağım işlerim de var. sıkıcı geçen günün sıkıcı akşam planı da belli oluverdi böylece kendiliğinden.

niye böyle amaçsızlaştığımı düşünürken sonra bir zamanlar işten çıkınca eve koşarak değil uçarak gittiğim günleri hatırladım. eve önce demir kapının sonra eski tahta kapının kilidini açarak değil de zili çalarak geldiğim günleri hatırladım. en pejmürde ev haliyle bile en alımlı gördüğüm eski sevgilimi, seni hatırladım. o sıcakta kendime bile tahammül edemezken sana nasıl sımsıkı sarıldığımı hatırladım. kokunu hatırladım. günün yorgunluğunu unutup nasıl çocuklar gibi şımardığımı hatırladım. yaz sebzelerinden uydurma türlünün ya da makarnayla köz patlıcan salatanın dünyanın en lezzetli yemekleri olduğu günleri hatırladım. gün içinde olan biteni bire bin katıp anlatırken beni dinleyen gözlerini hatırladım.

haliyle şimdi hırsız girmediği ya da su basmadığı takdirde enteresan hiç bi şeyin olmadığı sessiz, sakin evime her akşamki aynı falan filanla vakit öldüreceğimi bilerek dönmek fikri ölesiye itici geldi birden.

gayri ihtiyari oyalandım bi süre daha ofiste. biraz daha düşündüm ve biraz daha sızladı eski yara izlerim. bana üstünden geçen onca zamanı hatırlattılar ama yine de utanmadan özledim seni ben. artık giderek küçülse de virgülden sonraki bilmem kaç basamağıyla hala sıfıra direnen bi frekansla her hatırladığımda seni, kiminin zamanını kiminin mekanını çoktan unuttuğum bir sürü gereksiz, kötü anıyla bağışıklık gösteriyor vücudum.

o zaman şüphem kalmıyor ki özlediğim şey sen değil, o zaman dilimini tümüyle kaplayan duygu yoğunluğu aslında. ne suçlayarak ne de özeleştri yaparak vakit kaybetmeyeceğim. üzüldüğüm şey aynı yoğunluğu yakalamanın zamanla git gide daha da zorlaşacağını biliyor olmak. çünkü her ne kadar aksini iddaa etsek de sert çizgilerimizi çoğaltıyor büyümek.

huzursuzum bugünlerde. ne tadım var ne tuzum. bir şeyler yazmak normalde olduğundan daha fazla geliyor aklıma ama. sanırım bu iyi bi şey. ama sonra yine melankoliğim deyip cayıyorum bende kalıyor yazdıklarım.

hep de tam uyuyacağıma yakın bir sürü düşünce akıyor kafamdan. kimisini pek beğeniyorum ama üşeniyorum kalkıp yazmaya. yazık ki sabahları çoktan unutmuş oluyorum. zaten başka dertlerim oluyor sabah olunca. tatil gunlerinde bile kendimi uğrastıracağım angaryalar üretmişim mesela. bak hemen başladim yine şikayet etmeye. neyse.

cehennem gibi sıcak şu sıra evim. taşınmak istediğimden klimaya falan para harcamak istemiyorum kac kez anlattım. kuytuda kaldığından pek rüzgar da almıyor ev işin kötüsü. pencerelerin hepsi açık ama nafile. bugün terden sırılsıklam uyanınca bi duş aldım ama daha kurulanırken terlemeye başladım. o derece.

televizyonda çocukluk arkadaşım, komşumuzun oğlu mert’i gördüm. gameboy’u vardı onun kıskanırdım. istemiyim diye benim değil arkadaşın ayakları çekerdi bi de. öğretmen çocuğuydu o da. öğretmen çocukları iyi anlaşır kollardı birbirini öyle bi şey vardı benim zamanımda. iyi çocuktu mert. daha içine kapanıktı sokağa pek çıkmazdı ama iyi anlaşırdık. yıllar sonra televizyonda görünce şaşırdım. garip bi duygu. havalı laflarla süslü bi röportaj veriyordu mert. şimdilerde nefret ettiğim elitist piçlerden biri olmuş. gizemli cevaplar veriyor böyle edalı, artis tavırları var. yakışmış da aslına bakarsan tipe filan tam oturmuş. hayat işte nerden nereye.

uçabiliyormuşum meğersem

Dün sabah uykumdan masal iksiri serpilmiş gibi hafif ve huzurla uyandım. Rüyamda bi trende bi yerlere gidiyordum. Bilmediğim küçük kasabaların içinden, tarlaların arasından gidiyordu tren. Ya akşam vaktiydi ya hava kapalıydı. Nereye gittiğimi de bilmiyordum aslında ama çocuksu bi heyecanla varmayı bekliyordum. Mutluydum.

Bi uçağım olsaydı daha hızlı giderdim diye düşündüm. Yolu bilmiyordum ama yukardan tren yolunu takip ederim nasılsa diye hesap edip ikna oldum. Varınca hemen orası olduğunu anlayacaktım biliyordum. Trenin camından seyrettiğim yeşillik alanların uçakla üstünden geçerken nasıl deniz gibi öyle engin uzanacağını hayal ederken aslında uçağım olmadan da uçabildiğimi farkettim. Yüzüme vuran rüzgarı, karnımda kıpraşan kelebekleri ve çok az yolum kaldığını hissettim. Derin bi nefes aldım, serin tertemizdi hava ve gülümsüyordum gözlerimi açtığımda.