huzursuzum bugünlerde. ne tadım var ne tuzum. bir şeyler yazmak normalde olduğundan daha fazla geliyor aklıma ama. sanırım bu iyi bi şey. ama sonra yine melankoliğim deyip cayıyorum bende kalıyor yazdıklarım.
hep de tam uyuyacağıma yakın bir sürü düşünce akıyor kafamdan. kimisini pek beğeniyorum ama üşeniyorum kalkıp yazmaya. yazık ki sabahları çoktan unutmuş oluyorum. zaten başka dertlerim oluyor sabah olunca. tatil gunlerinde bile kendimi uğrastıracağım angaryalar üretmişim mesela. bak hemen başladim yine şikayet etmeye. neyse.
cehennem gibi sıcak şu sıra evim. taşınmak istediğimden klimaya falan para harcamak istemiyorum kac kez anlattım. kuytuda kaldığından pek rüzgar da almıyor ev işin kötüsü. pencerelerin hepsi açık ama nafile. bugün terden sırılsıklam uyanınca bi duş aldım ama daha kurulanırken terlemeye başladım. o derece.
televizyonda çocukluk arkadaşım, komşumuzun oğlu mert’i gördüm. gameboy’u vardı onun kıskanırdım. istemiyim diye benim değil arkadaşın ayakları çekerdi bi de. öğretmen çocuğuydu o da. öğretmen çocukları iyi anlaşır kollardı birbirini öyle bi şey vardı benim zamanımda. iyi çocuktu mert. daha içine kapanıktı sokağa pek çıkmazdı ama iyi anlaşırdık. yıllar sonra televizyonda görünce şaşırdım. garip bi duygu. havalı laflarla süslü bi röportaj veriyordu mert. şimdilerde nefret ettiğim elitist piçlerden biri olmuş. gizemli cevaplar veriyor böyle edalı, artis tavırları var. yakışmış da aslına bakarsan tipe filan tam oturmuş. hayat işte nerden nereye.