Ne kadar çaba sarfetsem de bazen içime sinmiyor bir şeyler. Ne özür dileyerek ne vazgeçerek affettiremem kendimi. İçindeyken aslında keyif aldığım ama yalnız kaldığımda kendimi puzzle’ın oturmayan parçası hissettiğim anılar yaratmakla meşgulüm kendime.
Ve kalp kırmayı hapşırmak kadar olağan hale getirdiğim gibi, kendimi ait hissetmediğim karelerden uzaklaşmak için geçerli mazeretler üretmekte de giderek ustalaştım.
Sevdiğin yemeğin içinde bir şeyler eksik olduğu halde o çok özlediğin tadın hatrına başından kalkamamak filan gibi. Dönüp bugüne dek pire için yaktığın tüm yorganlardan özür dileyemeyeceğin gibi bundan sonrası için de birden olmadığın bambaşka biri gibi davranamıyorsun. Kendini tanıdıkça beğenmediğin yanlarını yontup köreltmenin bedeliyse giderek daha ağır.
TrackBack URI