hayatta hiç kanaatkar olmasını beceremedim. tabiatım müsait değil aslında biliyorum. hep söylerim en çok korktuğum şey bi gün maçı kontrolüm altına aldığımda uzatmaları oynadığımı farketmek. ciddi anlamda ödüm kopuyor bundan. insan korktuğu ecelden gidermiş ya o hesap benim de lanetim budur belki. gerçi nasılsa bugüne kadar biten her oyunun sonunda hep başka türlü bir şeydi benim istediğim.
tehlikeli bi hile keşfettim: ulaşabileceğin şeylerin sınırını hayat değil ondan beklediklerinle bizzat kendin çiziyorsun. ve yitip gitmen pahasına mutsuz olmaman için bunu bilen hiç kimse de söylemiyor sana.
hayattan beklentilerinin bi sınırı olması gerekmez mi demişti bana… gerçekte öğrendiklerimizden başka sınır olmadığını -ki öğrenmenin aslında bir şeylerin öyle olduğunu kabul etmekten geçtiğini- henüz göremediğimden cevap verememiştim.
öte yandan belli ölçüde otorite kabul edebileceğim birinin, içinde bulunduğum yaş gurubunun hayattan genel beklentilerine ilişkin bi yazısı vardı; o yaşlarda hepsi birbirinin karbon kopyası gibi içinde bulunduğu koşullardan asla memnun değiller, benzer idealler peşinde hep hayattan çok çok daha fazlasını hakettiklerine eminler vs şeklinde detaylı örneklerle boka sıvıyordu hepimizi.
yani sarstı beni ne yalan söyleyeyim. uğruna tırmaladığım ideallerimin koca bi nesle genellenebilecek kadar olağan olması fikri büyük hayal kırıklığı. yine de kendime hedef koyduğum şeylere gün geçtikçe daha kolay ulaşabiliyor olmak bi süredir her duraksadığımda beni yeniden gaza getiren en büyük motivasyon kaynağım. nokta.