kendimle kaldığımda sana laflar biriktiriyordum. söyleyemediğim yeni bir şey yoktu, eskilerini biledikçe sivriliyordu uçları. yuvarlandıkça ufalanan çakıl taşından hayallerim vardı, kırıntılı yanlarını bi araya toplayıp parlak kap kağıtlarına sarıyordum. özenle kıvırıp üçgen yapıyordum kenarlarını. ben kıvırdıkça köşelenen yerlerini bantlıyordum sıkı sıkı.
sanki inanmasam da aksini ispat edemediğim bi şehir efsanesinin başrolünü oynuyordum ama yevmiyesinin derdindeki figüran gamsızlığı vardı üzerimde. yorgundum.